Her şey O' idi;O herşey idi...

23/6/2009 - İnsanların krizleri ekonomilerinde mi yoksa zihinlerinde mi? diy

"Eğer İsa'nın yaşamının trajedisinin çarmıhta son bulduğunu, Mesih yaşamının mutluluğunun yeniden dirilişle birlikte başladığını ve her yaşamın hedefinin çarmıh değil, yeniden diriliş olması gerektiğini bir görebilseydiniz!.." 99'dan...
 
Yıllar önce okuduğum bir satırı daha sonraki farkındalık bilincimle yeniden okuduğumda yeni algımın bana taşıdığı bilgi gözlerimi faltaşı gibi açıyor. Bu konuya muhakkak gireceğim. Yukarıdaki satırları okuduğumda içimde uyanan öngörüyü paylaşmadan önce sizde de bir şey uyandırır mı diye önceden paylaşmak istedim Sevgili. Üzerine belki düşünür, paylaşırsınız benimle...
 
Bu hafta BİZ'de neler var?
 
Hipnoz konusunda sohbete ve bireysel danışmanlıklara devam ediyoruz. Benim için önemli olan bu bilgiyi doğru bilmekte ve hayata almakta, geçmişin gereksiz valizlerini bırakmakta fayda var. NLP ve Yaşam Koçluğu hakkında da tüm sorularınızın doğru cevapları bizde. Yani Kırmızı'da...  (Fazla iddialı bir reklam oldu sanki :) Ne öğrenmek istiyorsanız sorabilirsiniz? 23 Haziran saat 19.00 da başlayacak olan 'NLP ve Koçluk' eğitiminin ilk akşamı bunun için çok uygun. Bana ve hatta tüm ekibimize sorularınızla öğretecekleriniz için şimdiden teşekkürler...  (www.kirmizidanismanlik.com.tr)
 
İnsanların krizleri ekonomilerinde mi yoksa zihinlerinde mi? diye düşünür oldum son zamanlar.. Bu konuda da ne düşünüyorsunuz acaba, çok merak etmekteyim... 
 
Geçen ay uzun yıldır kurduğum bir hayali gerçekleştirmek için ne kadar zaman geçirdiğimi görünce şaşırdım. Zaman meğerse ŞİMDİ imiş. Bana 15 gün izin verin de hayalimi gidip bir gerçekleştireyim ve sonrasında ballandıra ballandıra anlatayım...
 
Benim bu hafta akşamlarım dolu Sevgili, bir sonraki haftam da...
 
Dedim ya çok hem de ne çok uzun zamandır kurduğum hayalimle. Sizin de acilen kıyıda köşede kalmış hayallerinizi farketmenizi diledim içimden. Hele ki gerçekleşmemiş çocukluk hayalleriniz varsa; işte bence 'sır' onun içinde!..
 
Düşüncesi bile yaşama heyecan katıyor valla... Hadi hadi yaslanın arkanıza, o enerjinin hemen şimdi zihninize akmasına izin verin... Derin bir nefes alın... verin... Şimdi bir daha... Bir daha... Hayatınıza biraz soluk aldırın- verdirin, yaratıcı enerjinizle bir sarmaş dolmaş olun bir... Duygusal, zihinsel ya da ekonomik kriz... Farkedin ki siz ondan daha büyük bir enerjisiniz... Sadece farkedin... İçindeki fırsatı- hediyeyi farkedin!.
 
(Paylaşırsanız da ben buradayım.)
 
Sevgiler

icimdeki oz, icindeki oz'u selamlar...
Guler Pinarbasi
0536 2140838 / www.3goz.org

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/6/2009 - İstikrarsız Dünyada İstikrarlı Zihin Nasıl Yaratılır?

istikrarsız bir dünyada, 'Dünya istikrarsız' ama benim zihnim istikrarlı.. Nasıl mı?


13 Haziran’09 Cumartesi günü ülkemizde yıllardır hizmet veren Brahma Kumaris’in misafirlerinden Dadi Gülizar’ı dinlemeye gittim. Tüm program alternatiflerimden bunu seçmemin amacı 82 yıldır bu dünyada olan Dadi Gülizar’ın 72 yıldır bilinçli zihniyle fark yaşadığı insan laboratuarındaki damıtılmış bilimsel yaşam deneyimlerini alabilmekti.
 
Ve aldım!
 
Buluşma şu sözcüklerle başladı:
 
“Kişiler gün, ay, yıl içinde çok dönemden geçerler. Bu yaşam ustamız da 82 yıldır bu deneyimin içinde…”
 
Bu şimdi anlatacağım konuya bir Sevgili. Bu akşam paylaşılan, görsel, işitsel ve hissel aldığım tadın tadını çıkarıp, damıtılmış bilgileri sizinle paylaşmadan önce şimdi daha da öncesine gidiyorum… 12 Haziran Cuma akşamına… Hipnoz konusundaki tanıtım akşamımıza…
 
Oldukça güzel bir katılımcı grupla, oldukça anlamlı bir paylaşım yaşadık. Kırmızı Danışmanlık’ın kurucusu Sevgili Kazım Yurdakul’da bilgisiyle misafirim oldu bu akşam. Tanıdığım tüm farkındalık yöntemleri içinde en çok kullanmaktan zevk aldığım ‘Hipnoterapi’ uygulaması hakkında misafirlerimizi bilimsel ve yaşam deneyimlerimizle dağarcığımızda ne varsa paylaştık birlikte. Teşekkür ederim katkılarına. Uzman psikologun benim 1995 yılından beri ilgilendiğim konulara nasıl baktığını hep merak etmişimdir. Hem fikir olmamıza da sevindim. Eğitimlerde birlikte olduğumuz, psikiyatristler, diğer tıp dallarının uzmanları, diğer sağlık bölümü hizmetlileri – pedagog- hemşire vb… Bu faydalı terapi yöntemine benim kadar ilgili olmalarıyla bir ön hem fikirlik vermişti zaten. Bir daha oldu. Bu tadı damağımızda kalan teorik ve pratik uygulamalı çalışmalarımız devam edecektir… Bekleriz.
 
Şimdi dikkatinizi şu noktaya çekmek istiyorum Sevgili,
 
Cumartesi akşamının ana teması olan “İstikrarsız dünyada istikrarlı bir zihin oluşturmanın” yollarından şu an dünyada varolan bilgiye: NLP teknikleri ile kendi kendinin koçluğunu yapmaya, ve hatta bunu profesyonelliğe kadar götürmeye…
 
Çünkü… İstikrarsız dünyayı yaratan istikrarsız zihinler ise o zaman zihnin nasıl çalıştığını öğrenmeye ihtiyaç duyulan bir dönemdeyiz demektir, öyle değil mi? Benim şahsi dünya deneyimimde önüme çıkan bu bilgi, Beyin Dilinin Programlanması (NLP), yörüngesinden çıkan hayatımı yeniden yörüngeme sokmama vesile oldu. İstikrarsız zihnimin istikrarında dengeyi sağlamak için bilginin peşinden gittim.
 
Ve şimdi…
 
Dünya istikrarsız ama artık zihnim çok istikrarlı... İddialı mıyım? Evet... Çünkü şu an ben, zihnimin karmaşıklığından kurtulmuş  bu konuda çalışan, araştıran, deneyimleyen, yazan ve hala araştıran bir öğretmenim; bitmeyen öğren-i-ciliğimle!
 
Ne demek istediğimi daha iyi anlatmamı- anlatmamızı istiyorsanız sizi, 18 Haziran Perşembe  saat 19.00 -ki başlama saati 30’dur- 21.30 kadar- 30 dakika esneme paylı “NLP Teknikleri ile Temel ve İleri Koçluk” üzerine sohbetimize davet ediyorum. Konuşanlar BİZ olacağız. Sevgili Kazım Yurdakul ile Ben ve tabii ki siz de!
 
Ekte de eğitim içeriğimizin bilgilerini dikkatinize gönderiyorum, neler konuşacağımızı bilin…

içimdeki Öz, içinizdeki Öz'ü selamlar...
Güler Pınarbaşı 
0536 2140838 / www.3goz.org

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/6/2009 - "Yaşamak, insan İç Sesi'ni dinlemeyi reddedene dek zor bir ş

"Yaşamak, insan İç Sesi'ni dinlemeyi reddedene dek zor bir şey değildi. İnsan yeniden doğup o İç Sesi dinlemeyi öğrendiğinde geçimini sağlamak için çalışıp, çabalamayı bırakacak, sadece yaratmanın mutluluğu için çalışacaktır. O yaratmanın mutluluğu içine girecek ve Rabbin Yasası ya da Allah'ın Sözü ile yaratacaktır! O'nun sözü ile özünü keşfetmiş insanın herşeyi seven ve herşeyi saran özü- esası üzerinde hareket edebileceğini ve zihninde tuttuğu her ideali tezahür ettirebileceğini görecektir..."  100'de...
 
SEÇİM BİZİM!

 
Kendimi gösteriye çıkacakmış gibi heyecanlı hissediyorum şimdi. Acaba diyorum dün yazdigim mektupla kimleri kızdırdım, kimleri dürttüm, kimlere "saçmalamış" dedirttim, kimler başlığından ürküp mektubun içini açıp enerjisini almadan, okumadan sildi, gitti, kimler okudu, kimler üzerine düşündü, kimlere yaşamındaki eşzamanlı olaylar hakkında bilgi götürdü de kimler sorguladi bir daha hayatını?
 
"Haydi Güler" dedim, "ol bakalım şimdi kanser, hadi bakalım kolay gelsin!"
 
Çok basit biliyor musun kanser olmak Sevgili. Hele ki şu içinde bulunduğumuz dünyada. Yediklerimiz, içtiklerimiz, iyi olalım diye kullandığımız, güzel olalım diye, lezzet alalım diye içtiğimiz herşey de bir miktar kansorejen maddelerle böyle düşünmeye bile gerek kalmadan kanser edebiliriz kendimizi. Diyelim olmadık, yaşamı algılayış biçimimiz bilgeliğe girmediyse henüz, düşüncelerimizi her ne hal içinde olursak olalım olumlu da tutma alışkanlığımızı geliştiremediysek alın size en ala olma yöntemi! Kanser en bilindik hastalık etiketi diye aldım ve diğer hastalıklar işte!
 
Benim hayatım uzun zamanlar hastalığa kapalıydı ya, son zamanlar da bir kaç eş zamanlı karşılaşma ve hatta en son zamanda bir kanser profesörüyle tanışmam kafamda bu konuya eğilmem gerektiği ışığını yaktı. Ondan hastalığın bilimsel süreçleri hakkında bilgiler alırken: "Yaşayacak mıyız doktor bey?" diye sorduklarında, "Evet!" diyoruz ama ne yazık ki aslında yavaş yavaş ölüyorlar" derken, bir çözümü olmalı diye düşünmeye başladım. Çünkü ülkemizin, hatta dünyamızın 1. götürücü hastalığı kalp, ikincisi ise kansermiş. Sevginin ve korkunun ettiklerine bakın!
 
Marmaris'teyken geçen yıl arkadaşım komşusuna, "iyi akşamlar nasılsınız?" diye sorduğunda, "Bugün öğrendik bir aylık ömrüm kalmış, çok iyiyim" derken gülümsemesini hiç unutamıyorum. Rüyalarıma girmişti adam. Acaba sıkıntılı bu sürecin bitmesine mi seviniyordu diye düşünürken kısa zamanda boyut değiş değiştirdi zaten. Ailesi ölümü bilenlerdendi. Çok güzel karşıladılar, çok güzel uğurladılar Sevgiliyi. Bu yüzden varlık son zamanlarını iyi geçirdi kanaatimce.
 
Geçmişime gidiyorum da, bir şeye üzüldüğüm zaman, kişiye yada sevimsiz bir olaya "Kanser edecekler beni", ya da "kanser olacağım, böyle giderse" dediğimi çok iyi hatırlıyorum, ki o zaman düşüncenin beden-zihin üzerindeki bu denli etkisini bilmeden kaç hücremi daha zamanı gelmeden yok ettim kim bilir?..
 
Şimdi Allah'tan hücresel bazda temizliğimi yaptım. Ama son yaşadığım grip deneyiminde farkettim ki, hayatımı anında söylemlerimle yaratan gerçekten bendim. İlahi mekanizma ne istiyorsanız veriyor, hem de hiç ikiletmeden! Genç bir arkadaşım hoşuna gitmeyen bir şey olduğunda hemen hastalanıyordu, aman ne hastalık. Ameliyat bile oluyordu durduk yere. Uyardım, farketmesini sağladım. Ona, "bak sen ne çabuk hastalanıyorsun, istersem kendimi 5 dakika da hasta ederim" dememe kalmadı akşama bedenimde en güvendiğim bağışıklık sistemim arıza yaptı. Şimdi tabii daha bilinçliyim, size yaşama tutunma biçimlerini anlatacağım derken kendimi kanser etmeye hiç mi hiç niyetim yok!
 
Kandırdım mı? Hayır!..
 
Niyetim kendinizi, yada siz farkındaysanız çevrenizin kendisini farketmesine yardımcı olmak. Bu başlık (Yarın Kanser olacağım izninizle, o korkunun içinden geçip gideceğim...) ilginizi çekmek için absürtlüğüne kondu! Çünkü ne yazık ki, olumsuz duygu ve düşünceler olumludan daha kolay aklinizda kaliyor. Bu gereksiz bir insanlık alışkanlığı olmuş. O zaman şimdi amacımız işimize yaramayan alışkanlıklardan kendimizi sıyırmak olsun.
 
Yine de etrafımdan, telefon konuşmaları ya da direk mail kutusuna düşen kanser vakalarının çokluğunu görünce yine kendime dönüyorum. Bütünlük bilincine en derin şekilde inanıyorum, "Acaba hangi hücrelerim yenilenmek istiyor?" diyorum. Ölüm benim için bir yenilenmedir. Karar verdiyse bir saç telim düşerek kendini ölüme bırakırken hemen arkasından yeni bir telin- tellerin filizlenmesi gibi aynı.
 
Bu hastalık halinin son hali, bir de hastalık süreci var tabii ki.
 
Hastasınız.. Katalogdan en güçlüsüyle, ölümcülüyle mücadele etmeyi seçmişsiniz bir de!. Ne yapmaktasınız şimdi? Size bilimsel standartlarda biçilmiş bir kaç aylık ya da yıllık ömrü öyle, böyle, şöyle geçirmeyi mi beklemektesiniz yoksa her ne halde iseniz ya da üretmeye, son ana kadar yararlı olmaya devam edenlerden misiniz?
 
Ben ikincisini tercih etmiş, hayata katkı sunmaya devam edenlerle bir şekilde tanışıyorum. Çok mutlu oluyorum böylesine yaşama sarılmalarını görmek. Hayranlığımla varoluşlarını ayakta alkışlıyorum.
 
Daha dün "Birkaç ayı kalmış kanser hastası öğretim üyesinin hayat hakında derin bir anlayış barındıran son dersi, mutlaka izleyin, çok çarpıcı" notuyla Sevgili Tamer Bir örnek vaka gönderiyor mail kutuma. 8 dakikalık bu film de ölüm olgusunun ve korkusunun farkındalığını daha iyi anlıyorum. Kendinize bu özel zamanı ayırıp şu 'son ders'i bir alın derim.
 http://www.dailymotion.com/video/x974xc_son-ders_news
Bir de eger daha hasta olmadınız ve düşüncelerinizle kendinizi hasta etme eğilimleriniz varsa bir durun dikkat edin lütfen. Ya da çevrenizde bu insanlara bir durun bakın, bir durdurun kendilerine baktırın.
 
Ya da hasta filan değilsiniz de mutsuzsunuz. Eşinizden, işinizden, geçmişinizden, göremediğiniz geleceğinizden. O zaman da durmak bir farkına varmak zamanı!.. İşte yazının en başında bahsettiğimiz de buydu; Yaşadığını sanan ölüler olmak!
 
Hangisi iseniz şimdi bir silkinmek lazım. Bana göre neden bu dünyaya geldiğinizi anlama zamanınız gelmiş demektir. Çünkü yapacak çok işimiz var!
 
Yaşamaya, yaşarken de bizi izlemeye devam edin, sevgiyle
 :))
 

icimdeki oz, icindeki oz'u selamlar...
Guler Pinarbasi
www.3goz.org

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

16/6/2009 - Yarın Kanser olacağım izninizle, o korkunun içinden geçip gidece

Bugün garip bir rüya gördüm... Rüyamda yaşıyordum ama ölmek isteğindeydim.
 sabah ölüm- doğum, kısaca yaşam hakkında içimden gelip gidenleri
paylaşmak istedim...

Ölüm var mı? (sorusunun bana göre cevabı)

Geçen gün mail kutuma böyle bir iç döküş geldi. Haftanın bütün günlerinde
yaptıklarınızın ve düşündüklerinizin aynılığını düşününce yaşadığınızı mı
düşünüyorsunuz? minvalde bir mektup... "Ölümü beklemeye gerek yok, siz bu
aynılık içinde yaşadığını sanan bir ölüsünüz zaten!" diye de bitiriyor
Sevgili Cenk. Cümleler aynı değil belki, ben buraya anladığımı taşıdım.

Doğum- Ölüm, kısaca yaşamla içiçe olan ben, bu konuda uzun zamandır güzel
kafamı yordum diyebilirim. Okudum, yazdım, düşündüm, sordum, ölüm anında
ölenle birlikte oldum, öldükten sonra 'seviyorum' diye ruha yapışanlarla
çalıştım. Ölüm zamanı gelip ölemeyenlerle çalıştım, ölmesi gerekmediği
halde ölüm korkusuyla kendini bir an önce öldürenlerle, ölümden vazgeçip
yaşamı seçenlerle... Bu karşılaşmalarla kısacası herkesi ait olduğu yere
göndermeyi iş edindim diyebilirim!:

Bilenler bilir, daha önceleri yazmıştım, blogumda halen var. Benim
hayattan 'Bir anahtar' talebim vardı ve bir süre sonra yolda yürürken ucu
kırık bir anahtar bulmuştum. "Git tamamlan da gel!" dedim anahtarı mazgala
attım. Aradan az zaman geçti ve anahtarın bu sefer diğer eksik kısmını
buldum bu sefer. "Böyle
işime yaramıyorsunuz, lütfen birleşin de gelin!" dediğimde ise o zamanlar
ihtiyacım olan mekanın anahtarı 'Bütün' şeklinde elime sevgiyle
verilmişti. İlginç bir farkındalık süreciydi hikaye daha da devam etti.

Neyse zaman geçti elimden bir çok anahtar geldi geçti... Seyrediyor, bu
anahtar hikayesi nereye kadar gidecek merak ediyordum. Hayat yolunda
herkesler gibi, iniyor- çıkıyordum. Bir farkla: Olan herşeyin farkında
olarak!

(Bu arada benim iyileştirici notlarım vardır. Eczanem niyetine kullanırım.
bunlar not olabilir, kitap olabilir, kitap başlığı olabilir. Özellikle de
3. Göz dergilerimdir kesinlikle. İnsanız ve dünyada yaşıyoruz. Bazen
"gümmmm!"
diye bir kayaya çarpabiliyorum ben de! Her ne kadar kendimi korumaya
çalışsam da, bütün yöntemler hakkında az çok bilgim olsada. Duruyorum,
bakıyorum. Önemli olan şimdi yoluma çıkan kayanın engelini kaldırmak
olduğundan böyle zamanlar ne kadar sevimsiz gelse de ilk başta acaip hoş
bir deneyime ve farkındalığa dönüşüyor. Kayaya da, kayayı oraya koyana da,
kayanın farkındalığında bir adım daha yukarı çıkan kendime de şükrederek
bitiyor her hikaye...)

Diyeceğim şu ki; fiziksel boyutta aradığım anahtarın- hatta anahtarların
aradığım şey olmadığını farkettim bu süre içinde. Önemli olan içimdeki
anahtarı bulmak ve o anahtarla her kapıyı açmaktı!

Oldu mu? Oldu!..

Ve en önemlisi herkeste de olabileceğini anlamak. Ve en önemlisi herkesin
parmak izi gibi özel olduğu bilgisi. Gelen adına müşteri diyelim, danışan
diyelim, her ne diye tanımlarsak tanımlayalım hikayeler aynıymış gibi
görünse de çözümler çok farklı. Ben bana "hastayım" ya da "karışığım" diye
gelen arkadaşlarda eğer hasta iseler konunun yoğunluğuna göre psikolog ve
psikiyatriste veya başka bir özel yöntemin uzmanına yönlendiriyorum. Şifa
konusunun daha da üstünde olan bir enerji olan FARKINDALIĞINI YÜKSELTMEK
isteyen kişilerle yola devam etmeyi daha zevkli buluyorum. çünkü ayıptır
söylemesi bu mükemmel makinenin hastalanmasına, hele ki bu yüzyılda hiç
inanmıyorum.

Ölümle meşgul olan ve uzun zaman bir çok zamanımı öldüren kafamı
değiştirerek, beni yaşama sımsıkı bağlayan ve en büyük eğlencem olan oyun;
kendimi keşfetmem oldu. Yaşamımdaki her konuyu bir deneyim olarak görmeye
başladığım anda değişti her şey. Örneğin en son grip oldum. Uzun zamandır
hasta olmadığımdan bedenimin tepkilerini unutmuşum. Bu süreyi bedenimdeki
bağlantıları anlamakla geçirdim. Mesela öksürürken ciğerlerimle kulaklarım
arasındaki bağlantımı bu deneyimimde farkettim. Kulağımda ağrı gibi
hissettiğim şeyin basınç olduğunu farkettim, içine girdiğimde titreşimi
hissederek yaşadım derken, derken...Heyyy yaşasın bir hafta geçmiş gitmiş
bile!!!... Hemde kendiliğinden. Biraz canım acısa da o acının geçiciliğini
görmek her sıkıştığımı düşündüğüm zamanların geçiciliğini yeniden
hatırlattı bana.

Yaaa, bak şimdi, nereden nereye geldim... 'Ölüm'dü değil mi konu
başlığımız, hani otomatik yaşam içinde yaşayıp giden bedenli - yaşadığını
sanan- ölmüşlerdi... Hani üstüne ölü toprağı atılmış gibi yaşayan mutsuz
yüzlerdi... Neden dünyaya geldiğini bile bilmeden ölüp gitmekti...

Kimler mi yaşıyor?

Dışarıda her ne hal olursa olsun içinde huzurlu olanlar!
Her an doğup, her an öldüğünü bilenler...
Yaşadıkları her olayın içinde kendilerini keşfetmeye öncelik verenler!
Her ne olursa olsun kendilerinden vazgeçmeyenler!
Kanserden, ülsere kendilerine gelmiş olsa bile onun misafirliğini
incelemeye alıp üretmeye devam edenler... Her gününün ve hatta anının
hakkını verenler!
Soru soranlar! cevap arayanlar!
Nefesin mucizesine bir göz atanlar!..
işaretleri farkedenler,
İşaretleri yorumlamak için her OLAN'ı keşfe çıkanlar...

Ben mi, yaşıyor muyum gerçekten bu dünyada? Göğsümü gere gere diyebilirim
ki: EVET!.. Uzun zaman ölüm müptelası olan ben, (akrep burcunun ölüm
enerjisiyle sıkı fıkı olmasından dolayıdır bu) Doğum ve Ölüm dengesindeki
yaşam tahteravalli oyununda eğleniyorum artık...

İçimden bugün bu aktı geldi, kendiliğinden, devam da edecek...

İmla mimla dinlemeden de hemen paylaşmak istedim Sevgili... Varsa bir
kusurum hoşgörüne sığınırım. Ben duyguların yazarıyım, Nobel ödülü
aldırtır mı bilmem yazdıklarım ama paylaşıyorum işte sevgiyle. Eğer
geldiyse seninde gözlerin buralara kadar, o güzel gözlerinden de öpeyim
bi, sevgiyle...

Aşkla kal, yaşamın tüm derinliklerinin farkında olarak!

(Yarın Kanser olacağım izninizle, o korkunun içinden geçip gideceğim... )

12. Haziran Cuma akşamı 19.00 da Kalamış'ta Kırmızı'da bir sohbet
zamanımız var. Hipnozu anlatacağım dilim döndüğünce... Aslında ne kadar
basit düğümleri, ne kadar başarılı çözülmez hale getirdiğimizden
bahsedeceğim, sonra çözümlerine de bakarız birlikte... Davetlimsiniz.
Belki kendi hayatının sorularına cevap bulabilir, belki de bana hayata
karşı yeni sorular sordurabilirsiniz.

Ucretsiz Hipnoz Tanitim Seminerimiz:
Konusmaci : Guler Pinarbasi / www.3goz.org
Yer: Kirmizi Danismanlik - Kalamis-Kadıkoy / www.kirmizidanismanlik.com.tr
Tarih: 12.06.2009 Cuma / 19:00 - 21:00
Hipnoz; bugune kadar televizyon programlarindan ya da medyanin cesitli
organlarindan takip ettigimizde korkulacak, uzak durulmasi gereken bir
uygulamaymis gibi yansitildi bizlere. Oysaki gercek kullanim alani ve
faydalari bambaska ve etkilidir. Bizim de amacimiz bu seminerimizde hipnoz
hakkinda temel bilgi vermek, faydalarini anlatmak, merak ettiginiz
sorulara yanit vermek ve sizlere birkac teknik gostermek.

Katılım ve detaylı bilgi için lütfen arayınız: Bahar Müldür / 0507 247 65 88
Not: Ayrıca bireysel hipnoz seanslarımız başlamıştır. Ayrıntılı bilgi ve
randevu almak için lütfen ulaşınız.

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/4/2009 - P.S. I LOVE YOU ( Sevgili'ye, sabah sabah aşkımı satırlara d

Sevgili Jeffrey Dean Morgan'cum,
 
Doğum gününü kutlar, farkındalık dolu mutlu 'an'lar dilerim...
 
Ben senin varlığını P.S. I LOVE YOU filminde farkettim. Bir yere kadar güzel kadınlarla, güzel adamların olduğu, güzel bir aşk filmi iken en son sahnede senin gözlerinden Aşk'ı gördüm ve ne diyim bilmem ki, sana aşık oldum. Ammaaa ne aşk!.. Yani o son kareye kadar sıradan bir film iken seyrettiğim, sonradan dondurup, o anı yakalayıp,  tekrar tekrar seyrettiğim bir kare dolusu aşk!..
 
Aşkı gözlerinden bu kadar güzel ifade eden bakıştı takıldığım.
 
Bu mektubu sana ingilizce yazamazdım, çünkü bu enerjiyi, içime akan bu duyguyu sana ana dilim Türkçe ile ancak ifade edebilirdim. Belki bu mektubun içindeki enerjiyi sana iletmek isteyen bir gönüllü çıkar da aşkımı, içindeki enerjiyle birlikte sana ingilizce ulaştırmama yardım eder, onu bilemem ama şimdiden o her kimse ona çok çok teşekkür ederim... Ya da ta oralardan biri çıkar da, sana Türkçe okur aşkımı. Olursa bu ona da şimdiden çok teşekkürler. İnan bu satırlar sana Türkçe okunurken bile sen benim ne yazdığımı anlayacaksın, merak etme, kalbini aç, titreşimi hisset!.. Çünkü sevginin tek bir dili var ve onu söze dökmeye de çok gerek yok aslında. Benimkisi uzak kilometrelerde oluşumuzdan dolayı bir çaba...
 
Sen aşkı gözlerinde gördüğüm güzel bir varlıksın, daha önceden de gördüğüm için çok net biliyorum. Her varlığın gözlerinde yansıtma becerisi olmasına rağmen kullan-a-madığı, kullanmadığı veya farkında ol-a-madığını yada olmadığı aşkı, sen profesyonel iş hayatında çok doğal bir şekilde yapıyorsun. Ehh tabii bu duygulanışı algılamak bana göre, o zamn kutlamak lazım değil mi?
 
Sana doğum günü hediyesi, aşkı gördüğüm gözlerinde, hissederek, platonikçe yaşadığım sevgimi hediye ediyorum Sevgili. 
Bir gün kalbin İstanbul'a gelmek isterse, gel, misafirim ol...
 
Başka şehirleri bilmem ama Dünyanın başkenti İstanbul'dur benim için. Her ülkenin karışımını bulacağın, zıtlıkların ahenkle dansını hissedeceğin Türkiye'mizin, en güzel şehirlerinden biridir. 7 bölgeden oluşur: Marmara Bölgesi dünyadaki iki kıtayı birbirine birleştiren tek bölgedir. Ege Bölgesi Antik uygarlıkların çok fazla yaşadığı ve bir çoğu tarihi kültürün bugüne değin kalmasını sağlyn bir yerdir. Akdeniz sahilleri adına bir çok şarkı yazılmıştır, gelince dinletirim sana. Karadeniz Bölgesi ise insannların renkliliğiyle, iklimiyle, tarihiyle doğal güzellikleriyle harikalığın somut halidir. Ya Doğu Anadolu Bölgesi'ne ne dersin? Ağrı Dağının hikayesi'ni duydun mu? Güney Doğu Anadolu Bölgesi ise tam bir mide zaafiyeti... yesen bir türlü, yemesen aklın kalır!.. Tek bir bölge kaldı ki, İç Anadolu Bölgesi. Ülkemizin başkenti Ankara tam ortasında, Mustafa Kemal Atatürk'ümüz var ki, ölümsüz liderimizdir her zaman. Hepimizin içinde uyanmayı beklemektedir. Tüm dinlerin, kültürlerin izinin görüldüğü bir ülkeyiz biz, İpek yolu'nun geçtiği bölgeyiz boydan boya!. Bir de derler ki; 'Gez dünyayı, gör Konya'yı'. İşte ben oralıyım. Haritadan bir bak, Konya'nın bir saat altındaki ildenim; Karaman'dan. Karaman'ın Koyunu'nu herkes tanır ama yerini kimse bilmez. Bari sen bil, ben görevliyim. 'Karaman'ın koyunu sonra çıkar oyunu' derler, bunu da unutma!
 
Bak, yine diyorum ki sana, hem de bir Mevlana torunu olarak: 'Gel, ne olursan ol gel!..' vallahi samimiyim, kafir ol, başka bişiy farketmez, günahlarınla, sevaplarınla sen bi gel!!!
 
Dilerim bir gün yolun düşer. Dilerim bir gün yollarımız kesişir... Dilerim ilahi aşkı anlatırım ben de sana... Dilerim kainat altındaki tüm varlıklar bu aşk içinde BİR OLUR!!!
 
Hadi gel!...
 
P.S. I LOVE YOU ...
 
İyi ki doğmuşsun Jeffrey, aşkı ben her yerde görüyorum da zaten, o tek karede de görünce aklıma getirdin; yaşamın tadını, tüm güzelliklerini, iyi ki doğmuşuz ya hepimiz!... 
Hayat kolay gelsin hepimize... 
 
Aşk'la kal, aşk'ta kalalım...
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Güler Pınarbaşı

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

19levent63
neclaguler


Ana sayfa
Profil
Arşiv

Kategoriler:


Anketler
CinsellikVeTinsellik
EgitimDuyurulari
GittimGordumFarkettim